Yasmin Zaher ile Bozuk Para

Yasmin Zaher ile Bozuk Para

Yasmin Zaher ile Bozuk Para (The Coin)Üzerine Röportaj – Türkçe Çeviri / İnterview Magazine

 

Yasmin Zaher’in ilk romanının göz kamaştırıcı protagonist’i sanki başlı başına gücü temsil ediyor. Ana karakterin tasarımcıların kıyafetlerinden oluşan bir kapsül gardırobu ve çok aşamalı bir Kore cilt bakımı rutini var. New York’a elinde sadece nakit dolu bir cüzdanla geliyor; erişimi belirsiz nedenlerle kısıtlanmış büyük bir mirastan aldığı aylık harçlık dışında hiçbir şeyi yok. “Gelinlikler ve obezite” ile tanımladığı Amerikan kültürü onu korkutuyor. Ama asıl ilginç olan abartı düzeyde bir temizlik takıntısı var. McQueen elbisesinin altında bedeninin çürüdüğünü hissediyor ve şehrin pisliğinden arınmak için karmaşık ritüeller icat ediyor. New York, gittiği en pis yer; gerçi üçüncü dünya ülkesinde daha hiç bulunmamış. Filistinli; Filistin’i “ne bir ülke ne de üçüncü dünya” olarak tanımlıyor. Bu nedenle New York’taki varlığı hep sallantıda; Amerikan rüyasını satın alamıyor, çünkü onun sahteliğini fark ediyor, ancak yine de yer yer New York ona eviymiş gibi hissettiriyor, Fort Greene’dekidairesinin duvarları arasına onu yeniden inşa etmeye çalışsa bile.

Anlatıcı Amerika hakkındaki izlenimlerini; ahlaki yargı, soğuk kayıtsızlık ve tuhaf bir hayranlık arasında gidip gelen bir sesle aktarılıyor. Sokakta tanıştığı eski usul bir düzenbazla Birkin dolandırıcılığına ortak oluyor ve ilkokul öğrencilerini devrim başlatmaya teşvik ediyor. “Bozuk Para” ilerledikçe, isimsiz anlatıcının çözülüp çözülmediği ya da yükselip yükselmediği belirsizleşiyor. Zaher’le Zoom’a bağlandığımda New York’taki kitap lansmanından sonra güneşli Paris dairesine yeni dönmüştü. Yazıda sessilikten yola çıkmayı, kendi hayatındaki Birkin dolandırıcılığı macerasını ve New York’ta hayatta kalmak için gereken düşük doz psikopatiyi konuştuk.



 

JULIETTE JEFFERS: Şu an Paris’te misin?

YASMIN ZAHER: Evet, Paris’teyim. Sen New York’tasın?

JEFFERS: Evet. Interview ofisindeyim. Başlayalım mı?

ZAHER: Mm-hmm.

JEFFERS: The Coin’i (Bozuk Para) okumaya bayıldım. Üç günde bitirdim. Anlatıcının sesi çok etkileyici ve dünya üzerindeki hareket edişindeki hız inanılmaz bir enerji taşıyor. Okumaya başlar başlamaz American Psycho ile bir paralellik hissettim.

ZAHER: Şimdiye kadar kimsenin bunu söylememiş olmasına şaşırdım.

JEFFERS: Gerçekten mi? Bana çok bağlantılı geldiler. İlham aldığın bir şey miydi?

ZAHER: Hayır, hiç. Filmi ilk kez bu yıl izledim. Ama yıllardır eşim bana bunun AmericanPsycho’yu andırdığını söylüyordu. Filmi izledikten sonra ben de, “Evet, tabii ki,” dedim. Daha fazla insanın bu karşılaştırmayı yapmamasına hâlâ şaşırıyorum.

JEFFERS: Anlatıcı bir kadın ve Amerikalı değil tabii. American Psycho’da Patrick BatemanAmerikan kültüründeki materyalist ve zenginlik takıntılı yönlerin tam vücut bulmuş hali. Ama The Coin’deki (Bozuk Para) anlatıcı bunun dışında duruyor; New York’a adım atar atmaz bu manzaranın ağırlığını üzerinde hissediyor. Yine de rutin ve lüks takıntısında benzer bir damar var.

ZAHER: Dediğin gibi, anlatıcı Amerikalı değil, ama Amerikan materyal yozlaşmasının etkileri artık Amerika’nın sınırlarını çoktan aşmış durumda. Bugün dünyanın dört bir yanındaki elitler bu kültürden etkileniyor. Sadece elitler de değil.

JEFFERS: Bunu özellikle tüm Hermès mağazalarını dolaştığı sahnelerde net görüyoruz.

ZAHER: Evet. Kapitalizm küresel.

JEFFERS: Kesinlikle. Ama kitap boyunca bir tür psikopati havası da var.

ZAHER: Evet, kesinlikle. Parfüm şişesini yere kırıp Fort Greene’de kitlesel bir cinayet hayal ettiği sahne var. Öğrencileriyle yaptığı kesinlikle psikopatik alıştırmalar da var.

JEFFERS: Kesinlikle. Hatta okulda silahlı saldırı fantezileri olan bir öğrencisi var ve anlatıcı, “Biraz onu anlıyorum,” diyor.

ZAHER: “Aman canım, ne olacak. Bu sayfayı defterinden koparıyorum ve her şey normalmiş gibi davranıyoruz,” diyor.

JEFFERS: Onun sesi aynı anda hem ürkütücü hem çekici hem de bir noktada anlaşılabilir geliyor. O sesi yakalama süreci nasıldı?

ZAHER: Bir süreç olup olmadığını bilmiyorum. Daha çok, yazarken olabildiğince uzun süre yargıyı askıya almakla ilgiliydi. Böylece mümkün olduğunca bastırılmış kalabilir ve aşırı düşüncelerin yazıya dökülmesine izin verebilirdim. Ham malzemenin olabildiğince uçlarda olmasını istedim; sonrasında sınırların nerede olması gerektiğiyle oynayabilirdim.

JEFFERS: Kesinlikle. Anlatımda bastırılmış tabular, normalde dile getirmediğimiz şeyler sürekli araya giriyor. Temizlik büyük bir tema, ama bilinçaltının değil sadece, tüm sistemin kiri ortaya seriliyor. Mesela “Netanyahu ve Trump seçildiğinde bunun iyi bir gün olduğunu düşündüm çünkü gerçek gün yüzüne çıktı,” diyor.

ZAHER: Evet. Ahlak takıntısı var; temizlik takıntısı gibi. Ahlakını sürekli sorguluyor ama ağızdan çıkan şeyler kesinlikle söylenmemesi gereken şeyler. Çağdaş Amerikan kurmacasındaki birçok karakter gülünç derecede iyi insanlar. Doğru taraftalar. Edebiyatta liberal bir zorunluluklar silsilesi var. Bunun dışına çıkmak güzeldi. Bir de kendi kişiliğimin de“iyi olmayan” taraflarıyla temas etmek ilginçti.

JEFFERS: Aynı zamanda, çok zengin bir anlatıcıya sahip bir roman yazmak da başlı başına bir mesele. Sonuçta kitabın adı The Coin (Bozuk Para).

ZAHER: Kesinlikle.

JEFFERS: Kitapta paranın hareket ediş biçimi ortalama biri için korkutucu bir hâl alıyor. Bir şeyler yok ediliyor. Karakter binlerce dolarlık cüzdanını kaybediyor. Paraya çılgınca sorumsuz davranıyor. Öğrencileri ondan çalıyor ve bunu bile “Pek umursamıyorum,” diyorkarakter. Karakter romanın başından itibaren, “Yeterince param var, bu yüzden umursamam. Deneyimi önemsiyorum,” diyor.

ZAHER: Evet.

JEFFERS: Zenginler bunu sık söyler.

ZAHER: Kitapta paranın değeri sorgulanıyor. Açıkçası, para farklı insanlar için çok farklı şeyler ifade eder. Bunu karakterizasyonun bir parçası olarak düşünmüştüm. İnsanları kıyafetleriyle, davranışlarıyla, yedikleriyle karakterize edebiliriz; ama “Bu kişi için yüz dolar ne demek?” sorusuyla da karakterize edebiliriz. Edit aşamasında zorlandığım şeylerden biri, fiyatları kitapta tutup tutmamak oldu; Birkins’lerin fiyatını yazıyorum, yemeğin fiyatını yazıyorum, mirasının tam miktarını yazıyorum. Bunun kitabı tarihe sabitleyeceğini biliyordum. Bitirdiğimde Birkin fiyatı yükselmişti, düzeltmem gerekiyordu. Ama genel olarak kitabı beş yıllık bir aralığa yerleştireceğini biliyordum. 20. yüzyıl başında geçen kitaplarda şeylerin beş kuruş olduğunu okuyup “Vay ne ucuzmuş,” diyorsunuz ya…

JEFFERS: Aynen öyle.

ZAHER: Ama anlatıcı paraya bu kadar dikkat ederken, benim de dikkat etmem gerektiğini düşündüm. Her şeyi fiyatlandırmadım, ama özünü tuttum.

JEFFERS: Özellikle sonunda, dairesinde bir Aden bahçesi kurmaya başladığında, ürünler giderek daha da absürtleşiyor.

ZAHER: Evet. Doğal bir şey yaratmaya çalışırken bile —ki bu normalde diğer tüm ürünlerin karşıtı olmalı— devasa bir alışveriş yapıyor. Doğal dünya kurarken bile bitmek bilmeyen bir alışveriş listesi.

JEFFERS: Kurduğu ortam jenerik bir Aden bahçesi değil. Doğrudan memleketi ve büyükannesinin bahçesiyle bağlantılı. Ve bu tuhaf mekânda tanrı’yı duymaya başlıyor.

ZAHER: Doğru.

JEFFERS: Bu Tanrı ile konuşmasını anlatmak ister misin?

ZAHER: Kitapta onun Tanrı’yla konuştuğunu mu düşünüyorsun?

JEFFERS: Ben öyle yorumladım. Senin aklında öyle bir şey var mıydı?

ZAHER: Hayır, aklımda o yoktu. Ama ne düşündüğümü söylemek istemiyorum çünkü her okur onun başkasıyla konuştuğunu düşünüyor ve farklı yorumları duymayı seviyorum.

JEFFERS: Başkaları kim olduğunu düşündü?

ZAHER: Öğrencilerinden biri olduğunu düşünenler var. Sasha olduğunu düşünenler var. Ailesi olduğunu düşünenler var. “The Coin” (Bozuk Para) olduğunu düşünenler var. Bu kitabı sevme nedenlerimden biri de bu belirsizlik.

JEFFERS: Bana göre bu sahne uzatılmış, tuhaf bir dua gibiydi. Sonda, “Artık bedenimle savaş halinde değilim. Bunu kabullendim,” dediği bir an var.

ZAHER: Evet. Para üzerine bir kitap için oldukça ruhani bir kitap bu.

JEFFERS: Ne söyleyeceğini bulmaya çalışıyor gibi.

ZAHER: Evet. Bu çok çağdaş bir soru. Çoğumuz tanrıya inanmıyoruz artık. Çoğumuzun taptığı şey para. Birçok insan anlam arıyor ve o da arıyor.

JEFFERS: Bir sürü olası tapınma nesnesi sunuyorsun; Birkin de dahil. Bu Birkindolandırıcılığı fikri nereden geldi?

ZAHER: Birkin ikinci taslakta kitaba girdi. İlk taslak, kitabın baştaki üçte biri ile sondaki üçte biri gibiydi; Paris yoktu. Açıkçası Paris’teydim. Bir yazı evindeydim. Paris’te hiçbir yasal çalışma iznin yoksa nasıl ilginç bir şekilde para kazanabileceğini araştırıyordum. Hermès mağazalarına genç kadınlar gönderen firmalarla karşılaştım. Bir fake Prada çantanın içine yüklü miktarda para koyup “Git ve bir Birkin almaya çalış,” dediler.

JEFFERS: Randevuya gittin mi?

ZAHER: Gittim, ama çanta alamadım. Çok zor. Ama bu firmalar gerçekten bunu yapıyor. Demek ki bazen birileri çantayı alıyor ve bu onlar için denemeye değer. Hem çok absürt hem de aşağılayıcı bir deneyimdi. Ultra zengin gibi rol yapıp aynı anda aşağılanıyorsun. Tuhaf bir paradoks.

JEFFERS: Ve o anda aşağılanmayı bile maskeliyorsun. “Bir ultra zengin biri bu aşağılamaya nasıl tepki verir?” diye düşünüyorsun.

ZAHER: Evet. Öfkelenir misin? İsyan mı edersin? Yoksa kabullenip “Haftaya yine gelirim,” mi dersin? Bilmiyorum. Berbattı. Ama içimde yeterince şey uyandırdı ki bunu çağdaş kültürü anlatmak için çok ilginç bir zemin olarak gördüm. Artık birinin elinde Birkin görünce bana bayağı geliyor.

JEFFERS: Trenchcoat ona “En görgüsüz, yeni zengin markası nedir?” diye soruyor. Sonra Hermès’e götürüyor.

ZAHER: Evet. “Hem zenginlerin hem yoksulların kullandığı marka nedir?” diye soruyor. Bu markalar için çok ilginç olmalı; prestiji korumaya çalışıyorlar, ama aynı anda hem en tepedekilerle hem en diptekilerle oynuyorlar.

JEFFERS: Anlatıcı kendi Birkiniyle ilişkisini anlatırken, “Benim geldiğim yerde bir çanta asla güç sahibi olamaz—sadece şiddet konuşurdu,” diyor. Sonra bu dünyaya giriyor…

ZAHER: …her şeyin bir sembol olduğu bir dünyaya.

JEFFERS: Her mağazadaki müşterileri, aralarındaki mikro-bireysel farkları anlatması hoşuma gitti; hepsi aynı sınıfa ait aslında, Birkin peşinde koşanlar. Trenchcoat’la yaşadığı şeyleri çözmek için bu dolandırıcılığı bir araç olarak kullanıyor ve onu bir tür sahte baba figürü olarak görüyor.

ZAHER: Evet. Bir guru gibi. Trenchcoat onun hayatta istediği şeyleri taklit ederek alabileceğine inanmasını sağlıyor. Kendisi para istiyor, parası varmış gibi davranarak daha fazla para kazanmaya çalışıyor. Ama hikâyeden öğrendiğimiz, bu tavrın anlatıcı (ana karakter) için işe yaramadığı.

JEFFERS: O “fake it till you make it” ruhuna sahip değil. Umurunda bile değil.

ZAHER: Bence bu yüzden New York ve Amerika kitabın doğru mekânıydı. İnsanların kendini yeniden icat ettiği, Amerikan rüyasının peşinde koştuğu bir yer. Ama o buna uygun değil.

JEFFERS: Değil. Kim olduğunu şimdiden biliyor.

ZAHER: Sen New York’ta yaşıyorsun, değil mi? New Yorklu musun?

JEFFERS: Burada doğdum, ama New Jersey’de büyüdüm. Bu kitabı okumak çok ilginçti çünkü iki yıl Portekiz’de yaşadım ve buraya döndüğümde onun hissettiği şeylerin çoğunu hissettim. Her şey çok pis geliyordu. Ortamın aşırılıkları beni bunaltıyordu. Ama sonra bir anda alıştım.

ZAHER: Geçen hafta lansman için New York’taydım ve ilk iki gün tam bir şoktaydım. Son gün ise, “Tamam, hepsini görmezden gelebilirim,” dedim. İnsanların inanılmaz bir uyum sağlama, daha doğrusu görmezden gelme kapasitesi var. “Evet, yerde kıpırdamayan bir insan var. Sorun yok.”

JEFFERS: Metroda geçen bölüm çok gerçekçiydi. Yemek yiyen bir bebeği izliyor; acılara tamamen kayıtsız. “Bu bebek büyüyünce bir psikopat olacak,” diyor.

ZAHER: Belki bir gün American Psycho olacak.

JEFFERS: Kesinlikle.

ZAHER: New York insanlar için bir bahis yeri. Riskler çok yüksek. En dibe çökebileceğin bir yer. Güvenlik ağı yok. Ama yükselme sınırı da yok.

JEFFERS: Son sorum anlatıcının öğrencileriyle ilişkisi hakkında. Onları ana akım bir Amerikan okulunda yetiştirileceği şekilde değil, daha farklı bir yöntemle eğitmeye çalışıyor. En sonunda başarısız olduğunu düşünüyor. Bu öğretmenlik fikri nereden çıktı?

ZAHER: Evet, çok şaşırtıcı. Bunu anlamlandırmam gerekti. Böyle bir kadın neden öğretmen olur? Ama bana mantıklı gelen, onun gibi çok güçlü, kendini ifade etmekten çekinmeyen birinin otorite pozisyonunda çok ilginç bir hale geleceğiydi. Ona güç veriyorsun ve bu güçle ne yapacağını izlemek çok ilginç. Kendini çok ahlaklı biri olarak görüyor. Şiddet uygulamıyor, Patrick Bateman değil ama yine de kendi küçük dünyasında zarar veriyor ve çocukları yetiştirmede başarısız oluyor.

JEFFERS: Onlara güzellik, adalet ve bir tür onur üniforması gibi büyük idealler veriyor ama sonra her şey çökmeye başlıyor ve çocuklar okulu yakıyor.

ZAHER: Aslında onları yozlaştırıyor. Ya da onları çevreye bırakarak, yozlaştıran koşulların yolunu açıyor.

JEFFERS: Onlara içinden geldikleri kültür nedeniyle acıyor.

ZAHER: Onlara karşı bir şefkati, bir sevgisi var; kitaptaki herhangi başka bir karaktere göstermediği bir sevgi. Erkek arkadaşını umursamıyor. Trenchcoat’u derin bir şekilde umursamıyor. Kız arkadaşları yok. Arkadaşları yok. Okul, onun şefkatli yanını gördüğümüz tek yer ve bence bu hikâyeye bir çeşit denge sağlıyor.

JEFFERS: Tam zamanlı Paris’te mi yaşıyorsun?

ZAHER: Evet. Eşim Fransız, New York’ta bir süre yaşadıktan sonra bir yıl önce buraya taşındık. Sanırım New York hakkındaki gerçek duygularımı okudun.

JEFFERS: Evet.

ZAHER: Bazen merak ediyorum, bu kitap New York’a bir nefret-aşk mektubu mu, yoksa sadece nefret mi? Bilmiyorum. Aslında New York’a çok sevgim de var.

 

interviewmagazine

Etiketler: Bozuk Para
Ocak 11, 2026
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR
Çerez Kullanımı

Sizlere en iyi alışveriş deneyimini sunabilmek adına sitemizde çerezler(cookies) kullanmaktayız. Detaylı bilgi için Kvkk sözleşmesini inceleyebilirsiniz.